Tanrı’nın Platonik Sevgisi

Yok yok, Platonculukdan bahsetmek istemedim aslında, merak etmeyin, ideal dünya ve gerçek dünya hakkında falan konuşmayacağız…

Aslında platonik yani tek taraflı demek istedim ancak sanki bu tek taraflı sevgiler öyle çoğalmıştı, öyle akım halini almıştı ki, bir nevi tepkimi koymak adına Platon’dan da özür dileyerek PLATONİZM SEVGİLER dedim…

Aslında platonik kelimesi en çok aşk için kullanılsa da, günümüz dünyasında aşkı da kapsayan ya da en azından kapsaması gereken sevgi için de geçerlidir. Neden mi?

Babası kumardan eve geldiğinde onun yolunu gözleyen çocuğun babasına bakışında, sabah henüz hava aydınlanmadan işe gitmek için çıkılan sokakta seni evin kapısından otobüs duraklarına kadar eşlik eden sokak köpeğinin yolculamasında, yaşlıhanedeki annenin ya da babanın kendisini ziyaret eden evladının arkasından el sallayan bakışında ya da hiç çalmayan kapısında, öfkeyle çıldırmış annesinden dayak yiyen küçük çocuğun çaresizlikten yine anne diye ağlamasında ya da babası, dedesi yaşındaki adamın evine gelin diye verilen kız çocuğunun babasına o bakışına platonik demeyeceksek başka neye diyebiliriz ki?

Sevgi kelime olarak çok güzel geliyor kulağa, ince sesli ve sessiz harfler, böyle nazik, zarif sanki çok hoş bir şey gibi, incitmeyen ama narince dokunan, seslenen bir meltem esintisi gibi…

Ama karşılıksız olduğunda çok acı oluyor sevgi, zaten toplum olarak sevse de sevgisini ifade etmesini beceremeyen hatta bunu ayıp sayan bir kültürde büyüdük. Yok şımarmasın, yok ayıp yok falan filan…

Ama sevginin yapısından mıdır, kimi az sever, kimi çok sever ama bu çoklar çoklarla, azlar azlarla bir araya gelmez… Her ikilemede bir az seven vardır bir de çok seven…

Biri gitme der, öbürü gidersen git der, biri senin gibisi yok der öbürü elimi sallasam elllisi. Biri emek verir, öbürü eleştirir. Biri hep arar, hep koşar peşinden öbürü de kep kaçar bir türlü kovalamaz.

İşin kötüsü bulaşıcı hastalık gibi bu… Küçükken babasını kapıda bekleyen kız bir gün gelir sevmekten korkar olur, onu severler severler ama o korktuğundan hiç sevemez. Bu sefer onun sevmedikleri o kadar acır ki… Onlar da korkar sevmekten. Onlar da başkasına kendilerini sevdirir, ama sevemezler…

Bu böyle kısır döngü gider….

Bakacak olsan, doğa bile insanı sever, oksijen verir, sebze meyve et verir, denizi serinletir, karı neşelendirir hele bazen bir manzaralar verir ki bakmaya kıyamazsın ama bu da platoniktir aslında…

İnsan sevmez doğayı, iyi bakmaz, sularını kirletir, ozonunu deler, betonu döker.

Hiç düşündün mü? Doğa neden bu denli sabırlı bize karşı?

İnsanın bunca nefretine karşı neden hala insanı seviyor…

Bana göre Tanrı yüzünden…

Neden mi?

Aslında İnsan ve Tanrı’nın arasında da bir sevgi ilişkisi var ve bu sevgideki platonik taraf Tanrı…

Evet evet, asıl seven tarafın insan değil Tanrı olduğunu söyledim… Tanrı seviyor ama insan bundan habersiz kendisini bunca seven Tanrı’nın sevgisine kayıtsız kalıyor, başka şeyleri, çoğunlukla da kendisini sevmeyen şeyleri seviyor…

Tanrı, doğa aracılığı ile, canlılar aracılığı ile en çok da İsa Mesih aracılığı ile sevgisini gösteriyor.

Aslında Kutsal Kitap İsa Mesih’in çarmıha çıkıp senin için canını vermesinin tek sebebinin Tanrı’nın seni çok sevmesi olduğunu söylüyor.

Eğer gerçekten Tanrı seni bu kadar çok seviyorsa, bundan habersiz olmak çok büyük bir kayıp olmaz mıydı sence de?

Bunun hakkında daha fazla okumak ister misin?

Tanrı ise bizi sevdiğini şununla kanıtlıyor: Biz daha günahkârken, Mesih bizim için öldü.

Romalılar 5:8

Vahan İSAOĞLU