Sevginin peşinde

Sevgi, belki de küçüklüğümüzden beri en çok duyduğumuz kelimelerden birisi. Sevginin ne denli önemli bir erdem olduğunu söyleyip durdular bize, öyle özellikleri vardı ki bu sevgi denilen şeyin insanın adeta heyecanlandırıyordu duyunca…

Sevgi sabırlıydı, tüm eski filmler, adı klasiklere geçmiş romanlar, en can alıcı aşk hikayeleri hep ömür boyu süren, zorluklara dayanabilen, zorlukların ve engellerin sarsamayacağı bir şeydi sevgi… Sabırlıydı.

Sevgi şefkatliydi. Hababam Sınıfının Mahmut Hocasından tutun da Hafize Anasına kadar, aşk filmlerinden şarkılara kadar hep sevginin şefkati anlatılıyordu… Sevecenliği adeta sığınılacak bir liman güvenliğinde yer etti beynimizin bir yerine.

Kıskanmıyordu sevgi mesela, hep karşısındakinin iyi olmasından, başarılı olmasından zevk alıyordu, övünmüyordu ve böbürlenmiyordu ama sevdiğini övüyor, teşvik ediyor, sevgisini gizlemiyor ama kelimelere döküyordu.

Sevginin kaba davranmamasına gelince, bu konunun biraz çelişkili olduğunu söylemeliyim, ¨hem severim hem döverim¨ ya da ¨Kocam değil mi sever de döver de¨ cümlelerini bugüne de anlamış sayılmam, öyle sevgi mi olur yahu? Sevgi kaba olmamalıydı, nazik, sevecen olmalıydı… Kendi çıkarını aramazdı sevgi, sevdiği için kendini feda etmeye hazırdı hep, öfkelenmez, kötülüğün de hesabını tutmazdı. Kin duymaz bağışlayıcıydı sevgi… Öyle ya adı üstünde, SEVGİ…

İşin özü…

Ergenliğe adım atarken….

Sevgi her zorluğa katlanan, inanan, umut eden Şaban tadında her şeye dayanan bir batmaz gemi gibiydi…

Ve en önemlisi de… Asla son bulmayan… Sanki yaşamın anahtarı gibiydi…

Ta ki büyüyene kadar…

Bu öğrendiğimiz sevgiyi, sevgiyi böyle bilmeyenlerle paylaşmaya çalışıncaya kadar her şey güzeldi…

Tıpkı çocukluk, gençlik, lise üniversite yıllarının geçtiği gibi sevgi diye öğrendiğimiz kavramın da son kullanma tarihi geçmişti sanki.

Sanki sevgi hiç de o kadar sabırlı değildi, şefkat desen sadece diğerinin istediği gibi davrandığında devreye giriyordu. Kıskançlık desen, ilişkiler arasındaki iktidar savaşında tüm yırtıcılığı ile oradayken, karşısındakini öven, seven sevgi yerini sevgisiz kelimelere, ses tonlarına bırakıyordu.

Sevgi çok kabaydı, söz konusu kişilerin çıkarı olunca, kinci, geçmişteki iyilikleri unutup her kötülük detayını anımsayan çirkin bir şeydi sanki sevgi…

Bu yüzden insanlar sevgi diye diye birbirlerini rahatça kırıyor incitiyor, birbirlerinin kalbini öğütüyorlardı.

Zorluklara katlanma olayına gelince, gereksizdi sanki o da… Nasıl olsa sevgi O KADAR SEVGİSİZ’di ki uğruna herhangi bir şeye katlanmaya gerek var mıydı? İnanmaya değer miydi bu sevgisiz sevgiye…

Asla yok olmamasına gelince… Belki de bu yaklaşım yanlıştı…

Sevgi asla VAR olmuyordu….

Haliyle yol olmasına da gerek kalmıyordu…

Peki bu hayatın en yüce erdemlerinden olan sevgi bile harcaması kolay bozuk para kıvamına gelmişken bu hayatta yaşamaya değer ne kalır ki?

İnsanlar, hayvanlar, doğa ile sevgileşemiyorsak yaşamanın ne anlamı var ki…

Belki de bu içerisinde bulunduğumuz bu karmaşayı tanımlıyor….

Sevgi olmaz ise, insan çekim merkezini kaybediyor, tam da şu an her yerde olduğu gibi kaos halinde her yana savruluyor, birbirlerinin arabasına çarpıyor, ayağına basıyor, yüzüne basıyor, kalbini kırıyor….

Kızan, öfkelenen, kin tutan, güvenilmez, övüngen, kaba ve çıkarcı biri miydi sevgi.

Sevgi bile böyle yalancı ise, neye güven olur ki…

Sevgi yoksa ne var ki?

Her şey, sevginin, sevilmenin peşinde koşturmaya benziyor gibi ama bu da rüzgarı kovalamak gibi sanki.

Kimse bunu fark edemiyor ya da itiraf edemiyor.

İnsan ve içerisinde yaşadığı dünya bu denli sevgiye açken yine de ulaşamıyorsa bunun sorumlusu insan mı ya da insanın yaratıcısı mı?

Evet evet Tanrı’dan bahsediyorum…

Peki Tanrı böyle sevgisiz mi yarattı insanı?

Eğer Tanrı insanı bu derece sevgisiz yarattı ise, Tanrı’nın kendisi de sevgisiz olmalı.

Her ne kadar sevgisiz bir halde rasyonel bir Tanrı olmak çok sıkıcı olmalı gibi görünse de…

Acaba O ne düşünüyor bu konuda….

Aslında bu konuda dedikodu yapmaktan daha adil bir çözüm sanırım şu olurdu…

Bu konudaki fikrini bir de O’ndan dinlemek….

Aslında Tanrı İncil’de kendi gerçek ve ideal olan sevgi anlayışını şöyle tanımlıyor….

Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez.

Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz, kolay kolay öfkelenmez, kötülüğün hesabını tutmaz.

Sevgi haksızlığa sevinmez, gerçek olanla sevinir.

Sevgi her şeye katlanır, her şeye inanır, her şeyi umut eder, her şeye dayanır.

Sevgi asla son bulmaz. 1. Korintliler 13:4-8

Peki nasıl oldu da sevginin neredeyse kaybolmaya yüz tutmuş her harika özelliğini yeniden bir araya getiren bu sözlerle hiç tanışmadık.

Belki de sevgiyi yeniden, ama bu sefer Tanrı’nın gözünden tanımlama zamanı gelmiştir, ne dersin?

Bunun hakkında daha fazla öğrenmeyi arzu eder miydin?

Tanrı’nın bize olan sevgisini tanıdık ve buna inandık. Tanrı sevgidir. Sevgide yaşayan Tanrı’da yaşar, Tanrı da onda yaşar. 1. Yuhanna 4:16

Vahan İSAOĞLU